Koruyucu Film Afişi

Koruyucu Filmi Eleştirisi



Julien Leclercq
, son filmi Soygun(2016)'dan sonra "Koruyucu: Lukas" ile tekrar beyaz perdede. Aksiyon-gerilim türlerine örnek gösterilen Koruyucu; Lukas isimli bir babanın kızının okul masraflarını karşılayabilmesi, ona güvenli bir yaşam sunabilmesi için neler yapıp nelerden vazgeçebileceğini anlatıyor. Lukas’ın türlü zorluklarla verdiği bu savaş; amacını yavaş yavaş "hayatta kalabilmeye" evriltiyor ve Lukas belki de hayatının en başa çıkılması zor kararlarıyla baş başa kalıyor. Baba ve kızın yemek yaptığı, at bindiği ve birbirlerine cesaret verici konuşmalar yaptığı sevimli sahneler filmin gelişme bölümünü izlenmeye değer kılıyor.
 
Paraya ihtiyacı olduğu dönemde gece kulübünde yaraladığı adamın şikayeti üzerine işten çıkartılan Lukas; güvenlik görevlisi olarak bir striptiz kulübünde işe başlıyor. Polis, Lukas'la irtibata geçip davanın açılmamasının onunla işbirliği yapmasına bağlı olduğunu söylüyor ve böylece Lukas; striptiz kulübünün sahibi Jan'ın güvenini kazanıp polise ajanlık yapıyor, Jan'ın bilgilerini polise sızdırıyor. Buraya kadar her şey akıcı ilerlerken sonrasında hikayede oluşan boşluklar dikkatimizi dağıtıyor ve sorular sormaya başlıyoruz. Polis neden Lukas'ı seçiyor, gizli göreve gönderecek adamı mı yok? Mafya babası Jan, nasıl oluyor da bir anda Lukas'ı sağ kolu ilan ediyor? Lukas neden geçmişinden kaçıyor? Asıl ihtiyacı olan kızına güzel bir gelecek sunmaksa neden her gergin anında onu geride bırakıyor? Tüm bu sorulara filmin taşıdığı “ıssızlık” hissi de eklenince öykü, inandırıcılık etkisini olabildiğince kaybediyor. Günün hangi saati olursa olsun sokaklar bomboş, arabalar seyrek, figüran kullanımı hayal edebileceğinizden de az. Sanki yarattıkları bir evren var ve içerisi yalnızca yüzü tanıdık mafyalarla dolu. Bu evren soğuk renklerle oluşturulmuş. Kullanılan mavi, siyah ve gri renkler karakterlerin ciddi surat ifadeleriyle uyumlu haldeler fakat karakterlerin ciddi surat ifadeleri ,ne diyaloglarla ne de oyuncu hareketleriyle uyumlu. Bir aksiyon filmine göre sınırlı sayıda görebileceğiniz dövüş sahneleri ve düşük temposuyla Koruyucu, aksiyon-gerilimden çok polisiye-cinayet-suç türüne daha yakın bir noktada bulunuyor.  

 
Filmde “gerilim” unsurunun geri plana atılmasının en büyük etkeni kullanılan müzikler ve senaryonun eksikliğini hissettirdiği kısımlar. Aksiyonun yükselmesi gereken sahnelerde korku filmini andıran ürkütücü müzikler kullanılmış, aksiyonun gerçekten yükseldiği sahnelerde ise doğru müzikler yanlış yoğunluğa sahipler. Müzik ya çok yüksek, ya da hiç yok. Bu tür filmlerde gerilimi sağlayacak olan nefes alış-verişler, detay çekimlerin kendine has oluşturduğu doğal sesler, dövüş anında atılan yumruğun çıkardığı ses kadar çok az önemli şey vardır. Önem sırası dikkate alınmamış, bu hassas denge layığıyla oluşturulamamış. Maalesef ki müzik, filmin başına dert olmuş. Nereye konulursa konulsun yakışmamış, gerçek yerini bir türlü tutturamamış.
 
Senaryoya gelecek olursak, buradaki en büyük hata karakterleri tanımakta güçlük çekiyor oluşumuz kanımca. Karakterlerin hayatlarından endişe duyup onların tehlikeye girdiği anlarda yükselmesi için nabzımız, onları tanımamız gerekir. Neleri severler? Zaafları neler? Kimler, nereden gelip nereye gitmekteler? Onları diğer öldürülen figüranlardan ayıran özellikler ne, bilmek isteriz. Ne zaman yeterince özümsersek karakterimizi o zaman tutarız elinden ve atılırız peşi sıra maceralara. Maalesef ki bu noktada senaryo eksik kalmış; diyalogların verimsizliği de eklenince sessizliğin yaratması gereken gergin havanın büyüsü ön plana çıkarılamamış.

 
Filmin finali, geneline göre bir tık daha aksiyon dolu. Uzun bakışmalar değil, şaşırtıcı ögeler ve hızla silaha davranmalar var. Fakat baştan beri yavaş yavaş çoğalan soru işaretleri finalde cevaplanmadığı gibi yanına yenileri ekleniyor. Buna rağmen, bir ters köşe oluş yok değil. Fakat daha önce de bahsettiğim gibi karakterlere olan mesafemiz ve tüm belirsizlikler sonucu final, tamamen havada kalıyor. Pek bir anlam veremiyoruz, gerilim filmidir ne yapsa yeridir diyerek çıkıyoruz filmden.
 
Koruyucu, tüm eksiklerine rağmen hafta sonunu değerlendirmek için fena bir fikir olmayabilir. Çünkü Van Damme diye bir gerçek var! Tarzı ve duruşuyla Wake Of Death(2004)’deki karakterini anımsattığı da gözümüzden kaçmayan Damme, Lukas ile de kusursuz bir iş çıkarmış. Diğer filmlerine göre biraz daha yüksek bütçeli bulduğumuz bu işi, tüm çabalarına rağmen tek başına sırtlayamıyor tabii ki. Sağlık olsun diyor, bir sonraki bodyguard tiplemesini heyecanla(?) bekliyoruz! İyi seyirler!
Dilşad Demir