Soğuk Savaş Film Afişi

Soğuk Savaş Filmi Eleştirisi

Pawel Pawlikowski, 1957 yılında Varşova’da dünyaya geldi. Henüz 14 yaşındayken ülkesini terk edip Londra’ya yerleşerek belgesellerle başlattığı sinema kariyerini ilk uzun metrajlı filmi olan Last Resort (2000)’ u çekti. My Summer of Love (2004)’dan sonra yaptığı  Woman in the Fifth (2011) filmi ile uluslararası bir üne kavuştu. Pawlikowski, 2013 yılında bir baş yapıt olan IDA ile Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını almıştı. Şimdi ise siyah- beyaz olarak çektiği,  II. Dünya Savaşı’ nın hemen sonrasını bir aşk hikayesi ile bütünleştirip anlattığı Soğuk Savaş(Cold War)  ile güzel bir dönüş yaptı. Mayıs ayında prömiyerini yaptığı Soğuk Savaş filmi ile Cannes Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülüne layık görüldü.
Film,  II. dünya savaşından harabe şeklinde çıkan Polonya’da kırsal kesimden zeki ve yetenekli bir genç kız Zula (Joanna Kulig) ile tanınmış bir müzisyen olan Wiktor (Tomasz Kot)’ un aşklarını anlatıyor. Bu aşk ile birlikte  o günlerde şekillenmeye başlayan Sovyetler birliğine mensup ülke kültürleri ile Batı kültürünün en iyi temsilcilerinden Paris ile arasında  1949 – 1965 şekillenen sosyal ve kültürel farklılıkları da izliyoruz. 1949 yılı Polonya Komünist Partisi, ulusal dans ve şarkılardan oluşan bir folklor etkinliğinin başına Wiktor (Tomasz Kot) ile müzikolog İrena’yı (Agata Kulesza) görevlendirmiştir.Seçmeler sırasında babasını bıçaklamaktan sabıkalı, sert mizaçlı Zula (Joanna Kulig) jürinin dikkatini çeker. Kısa zamanda güzel sesi, kıvrak dansları ve karizmasıyla sivrilen Zula ile Wiktor arasında aşk başlar. İki aşık batıya yapacakları ilk turnede, o ülkeden sığınma hakkı isteme konusunda bir karar alırlar. Ama Berlin’deki gösteriden sonra Zula verdiği sözden vazgeçince, Wiktor kendini Paris’te tek başına bulur.Bağımsızlığına âşık müzisyen Paris’teki yeni hayatını bir caz kulübünde piyano çalarak sürdürmeye çalışır. Bir taraftan da Zula’nın turne için bulunduğu her şehre giderek birlikteliğini sürdürür. Ancak değişik sosyal sınıflardan gelen, farklı eğitimlerden geçen bu  âşıkların mutluluğu bulmaları kolay değildir. Wiktor tutuklanacağını bile bile Varşova’ya döner. Bu arada Zula, kariyerinin başından beri kendisini seven bir parti lideriyle evlenip çoluk çocuğa kavuşur. Ama yine de kocasının yardımıyla geri dönen Wiktor’un serbest kalmasına yardımcı olur.
50’li yılların Polonya, Berlin, Yugoslavya ve bohem Paris’in gece kulüplerine uzanan, soğuk savaş atmosferini kendine fon edinen film, politik görüş, kişilik özellikleri ve kaderin cilveleriyle savrulan bir çiftin imkânsız zamanlarda geçen imkânsız aşkının izlerini sürüyor. Kuşkusuz film birçok açıdan iyi kurgulanmış ve iyi çekilmiş. Zamanda ilerleyen hikaye ile beraber basit halk dansları ile başlayan gösteriler ve müzik şöleni zamanla rejim propagandasına ve gösterisine dönüşüyor.  Bu coşkulu müzikler, gösterişli dans sahneleri, 50’li yılların bohem Paris’inin caz ve rock’n roll çılgınlığı filmde çok başarılı işlenmiş.

Aralarında Pawlikowski’nin de bulunduğu üçlü bir kadronun elinden çıkan zengin malzemeli bir senaryo, gösterişsiz ama ölçülü bir mizansen, başarılı bir oyuncu kadrosu, Lukasz Zal imzalı kusursuz siyah-beyaz görüntüler, Soğuk Savaş’ı izlenmeyi hak eden bir film yapmış. Herşeye rağmen film de istediğim derinlik hissini bulamadığımı belirtmek isterim. Yaşamlarına son verebilecek derecede birbirlerini çok seven aşıkların bu tutkusunu çok fazla hissedemedim. Normal koşullarda bir kaç kez yaşamlarını kurmak için bir araya gelme fırsatı yakalıyorlar ama bunu değerlendirmiyorlar. Çocuk yapmadan önce sevgilisine kavuşma imkanı olan Zula’nın bunu tercih etmemesinin altında yatan neden tam olarak anlaşılmıyor. Ya başkasıyla evlenip çocuk yapmamalıydı yada yaşamına son vermemeliydi. Aynı şekilde Wiktor,  Zula’yı bu kadar çok seviyordu ise ya önlerine çıkan fırsatları değerlendirmeliydi yada sevgilisini Polonyada bırakıp Paris’e kaçmamalıydı. O yıllarda doğu bloku ülkelerden batıya geçmek hem çok zor hem de çok önemliydi. Bizim aşıklar bir şekilde pariste buluşmuşken salt kıskançlık sebebi ile Zula’nın tekrar Polonya’ ya dönmesini çok inandırıcı bulmadım.

Yönetmen muhtemelen birleşememelerinin  sebebini yaşanan ortam ve koşullar yerine aşıkların karakterine bağlamak istemiş. Zula daha eğitimsiz ve ülke yönetimi, sosyalizm le fazla sorun yaşamıyor. Buna rağmen Wiktor daha eğitimli ve batıda başının çaresine bakabilecek kapasitede, özgürlükçü bir karakter. Bu doğru bile olsa ben bunu fazla hissedemediğimi itiraf etmeliyim.
Herşeye rağmen bu görsel ve işitsel şöleni kaçırmayın derim. İyi Seyirler.


Sevgiyle Kalın…

Ayhan Görgülü