Seyahat Arzunuzu Tetikleyecek Yol Filmleri

Yeni dosyamızda siz okuyucularımıza en iyi bilinen ve sevilen ‘yol’ filmlerinden bahsedeceğiz. Yol filmleri sinema seyircisinde her zaman ayrı bir yerdedir. Özellikle başarılı soundtrack albümleri, genç karakterlerin cinsel keşifleri, benlik arayışları, suçlu çiftlerin yollarda cinayetler işlemeleri gibi olaylar en bilinen yol filmi temalarıdır. İşte bu dosyamızda da olabildiğince bu filmleri sizlere aktarmaya çalıştık.

Nidnight Run : 1988

Midnight Run

Midnight Run, yönetmenliğini 1992 tarihli Al Pacino’ya oscar kazandıran Scent Of A Woman filmini de yönetmiş olan Martin Brest’in yaptığı aksiyon-komedi bir yol filmidir. Filmin başrollerinde efsane aktör Robert De Niro, Charles Grodin, 1971 tarihli Bond filmi Live And Let Die’ın kötü adamı Doktor Kananga olarak hatırlayacağımız siyahi aktör Yaphet Kotto, The Sopranos, The Matrix ve Memento gibi büyük yapımlardaki önemli rolleriyle hatırlayacağımız Amerikalı aktör Joe Pantoliano, yine Martin Brest’in ünlü polis filmi serisi Beverly Hills Cop ve yönetmenliğini Ben Affleck’in yaptığıve gösterime girdiği 2007’de epey ses getiren gizemli polisiye Gone Baby Gone’dan hatırlayacağımız John Ashton ve 2013’te hayatını kaybeden, Snatch filmi ile hafızalarda yer eden Dennis Farine yer alır.
Film, ödül avcılığı yapan Jack Walsh’in mafyayı dolandırarak kaçmaya çalışan muhasebeci Jonathan Marducas’ı patronu Eddie’ye teslim etme mücadelesi esnasında araya giren mafya – polis ve başka ödül avcılarından kaçma maceralarını komik bir dille anlatır. Filmin iki dalda altın küre adaylığı vardır. En iyi yol filmlerinden biridir ve özellikle oyuncu uyumu, komedi ve aksiyon başarısı ile harmanlanmış olmasıyla hatırlanır.
 

Thelma & Loise : 1991



Thelma & Louise, 1991 yapımı olan ve yönetmenliğini 2000 tarihli Gladitor, 1979 tarihli Alien gibi kült filmleri yöneten Ridley Scott yapar. Filmin başrollerinde; 1995 yapımı başyapıt film Dead Man Walking, 1988 tarihli ünlü romantik komedi Bull Durham gibi filmlerden hatırlayacağımız bir Oscar ödüllü olan ve kariyerinde feminist aktivist duruşuyla da bilinen Amerikalı aktrist Susan Sarandon ve A League of Their Own ve 1986 tarihli kült David Cronenberg filmi The Fly’dan hatırlayacağımız Amerikalı aktrist Geena Davis, Reservoir Dogs, Bad Lieutenant, Pulp Fiction gibi unutulmaz filmlerin büyük oyuncusu Harvey Kietel ve yine Tarantino’nun fetiş oyuncularından Michael Madsen yer alır.
Film, mutsuz evliliği sebebiyle kocasından uzaklaşmanın yollarını arayan genç Thelma ve Texas’ta başına gelen talihsiz olaydan sonra onu almaya gelen yaşça kendisinden büyük yakın arkadaşı Louise’in arabayla Büyük Kanyon’a doğru yola çıkmaları ve gittikleri bir barda birini öldürdükten sonra peşlerine takılan polisle olan mücadelelerini anlatır. Yol ve feminizm filmleri denildiğinde akla gelen ilk film Thelma & Louise’dir. Filmin ayrıca en iyi özgün senaryo dalında bir Oscar Ödülü vardır.


Natural Born Killers : 1994



Natural Born Killers, senaryosunu Quentin Tarantino’nun yazdığı, yönetmenliğini ise Oliver Stone’un yaptığı absürt sahneler de içeren bir yol – suç filmidir. Başrollerde; 1996 tarihli ses getiren politik biyografi The People Vs Larry Flynt, 1997 yapımı olan savaş draması Welcome to Sarajevo, 2009 tarihli hit korku komedisi Zombieland ve son zamanların en iyi dizilerinden olan True Detective’in kült ilk sezonundaki oyunculuğuyla hatırlayacağımız Woody Harrelson, ünlü İsveçli yönetmen Lasse Hallström’ün en sevilen filmlerinden olan 1993 tarihli What’s Eating Gilbert Grape ve Tarantino’nun yakın arkadaşı Robert Rodriguez ile beraber yönettiği 1996 tarihli absürt aksiyon From Dusk Till Down’daki oyunculuklarıyla bilinen, özellikle 90’lar Amerikan Bağımsız sinemasında yer aldığı önemli filmlerle tanınan aktrist Juliette Lewis, 1995 tarihli kült polisiye drama Heat ve 1998 yapımı kült savaş filmi Saving Private Ryan’daki rolleriyle akıllarda yer eden ünlü karakter oyuncus Tom Sizemore ve 90’lı yıllarda özellikle eroinle mücadele eden ancak 1992’deki Chaplin biyografisi olan Chaplin’deki oyunculuğuyla en iyi erkek oyuncu dalında oscar aday gösterilen, günümüzün en sevilen oyuncularından olan Robert Downey Jr. yer alır.
Film, ailesinden nefret eden ve hepsini öldürmenin hayalini kuran genç kız Mallory’nin bir gün evlerine sipariş getiren kasap Mickey ile birlikte ailesini öldürüp arabayla tüm ülkede bir rastgele suç dalgası başlatmasını ve yakalanmalarından sonra da hapishanede gerçekleşecek olan canlı yayın röportajında yaşanan olayları anlatır. Filmin Altın Küre Ödülleri’nde en iyi yönetmen dalında adaylığı mevcuttur.
 

Y Tu Mama Tambien : 2001



Y Tu Mama Tambien, yönetmenliğini üçünçü Harry Potter filmi olan Prisoner of Azkaban, 2006 tarihli ses getiren kıyamet senaryolu bilimkurgu Children Of Man ve 2013 yapımı olan, oscarlarda da bayağı ses getiren bilimkurgu filmi Gravity’nin yönetmenliğini yapmış olan Meksikalı Alfonso Cuaron’dur. Başrollerde ise Meksika sinemasının en ünlü sevilen oyuncularından olan, özellikle bu başlık altında da bu filmden sonra değineceğimiz Motorcycle Diaries, 2001 tarihli bir başka kült Meksika filmi Amores Perros, diktatör Pinochet’in iktidardan inişini anlatan politik drama No gibi filmlerle hatıralara kazınan aktör Gael Garcia Bernal, Frida, Milk ve Rogue One : A Star Wars Story gibi filmlerden hatırlanan Meksikalı aktör Diego Luna ve 2006 tarihli kült Guillermo Del Toro filmi Pan’s Labyrinth, Blancanieves gibi filmleri ile bilinen İspanyol aktrist Maribel Verdu rol alır.
Film, sevgilileri uzun yolculuklara gittikten sonra yalnız kalan iki yakın arkadaş Tenoch ve Julio’nun arabayla yapacakları Meksika yolculuğuna kendilerinden yaşça daha büyük ve çekici Luisa’nın da dahil olmasıyla büyümelerini ve kendilerini cinsel olarak keşfetmelerini anlatır. Film özellikle ülkesi Meksika’da vizyona girdiği hafta rekorları altüst etmiş ve büyük başarı yakalamıştır. Ayrıca oscarda en iyi yabancı film adaylığı ve Venedik Film Festivali’nde de en iyi senaryo ödülü vardır.

 

The Motorcycle Diaries : 2004



The Motorcycle Diaries, yönetmenliğini 1995 yapımı Brezilya filmi Terra Estrangeira, 1998 yapımı Central Station ve 2001 yapımı Abril Despedaçado gibi başarılı filmleri ile tanınan Brezilyalı yönetmen Walter Salles’in en çok ses getiren ve en ödüllü filmidir. Başrollerde Gael Garcia Bernal, Rodrigo De La Serna ve Mia Meastro yer alır. 
Film, genç doktor Ernesto Che Guevara’nın okulu bitirdikten sonra en yakın arkadaşı Alberto Granado ile yaptığı Güney Amerika yolculuğu esnasında halkın fakirliği ve emperyalist Amerika’nın uyguladığı zulmü görmesini ve devrimci fikirlere kapılıp dünyanın gelmiş gelmiş en ünlü devrimcisine dönüşmesini sağlayacak olan motorsiklet yolculuğunu anlatır. Filmde Granado’yu canlandıran Rodrigo De La Serna gerçek Alberto Granado’nun akrabasıdır. Ayrıca film, bizzat Guevara’nın yazdığı aynı adlı günlüğünden beyazperdeye uyarlanır.
 

Little Miss Sunshine : 2006




Little Miss Sunshine, yönetmenliğini; 2017’nin başarılı filmlerinden Battle of the Sexes ve bu filmde de rol alan ünlü aktör Paul Dano’nun başrolünde oynadığı 2012 tarihli Ruby Sparks gibi filmleri yöneten Jonathan DaytonValerie Faris ikilisi yapar. Filmin başrollerinde başlarda sadece komedi oyuncusu olan ancak özellikle bu filmle birlikte 2013’teki biyografik drama Foxcather Team’deki inanılmaz performansıyla gerçek bir aktör olduğunu kanıtlayan Steve Carrell, rahmetli James Gandolfini’nin son filmlerinden olan 2013 tarihli Enough Said ve 2016’nın sürpriz filmlerinden Imperium’daki performansıyla hatırlayacağımız Avustralyalı aktrist Toni Collecte, Hollywood’un emektar oyuncularından olan ve bu film ile en iyi yardımcı erkek oyuncu oscarını kucaklayan Alan Arkin, Paul Dano, bu filmden önce 2002’nin bol hasılatlı felaket filmlerinden Signs ile hatırlanan genç oyuncu Abigeil Breslin ve en çok Jack Nicholson’ın son oscarını kazandığı 1997 tarihli kült film As Good As It Gets ile bilinen aktör Greg Kinnear yer alır.
Film, evlerinden kilometrelerce uzakta düzenlenen bir dans yarışmasına kokain bağımlısı dedesi, Friedrich Nietzsche hayranı depresif abisi, işkolik babası ve annesi ve eşcinsel depresif dayısını peşinden sürükleyen küçük Olive’in ve ailesinin yolculuk boyunca başlarına gelen komik olayları anlatır. Little Miss Sunshine ile Alan Arkin en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü, senarist Michael Arndt’de en iyi orjinal senaryo oscarını kazanır. Ayrıca Abigail Breslin’in bu filmdeki oyunculuğu ile en iyi yardımcı kadın oyuncu oscar adaylığı da bulunur.
 

The Road : 2009



The Road’un yönetmenliğini; özellikle 2012 yapımı suç draması Lawless ile hatırlayacağımız Avustralyalı yönetmen John Hillcoat’ın yaptığı post apokaliptik bir yol filmidir. Başrollerde; Lord Of The Rings serisi, A History of Violence, Eastern Promises ve son olarak Captain Fantastic gibi filmleriyle gönülleri fetheden aktör Viggo Mortensen, 2010 yapımı vampir filmi Let Me In ve X-Men Apocalypse’te rol alan genç oyuncu Kodi Smit-McPhee, 1997 yapımı kült noir polisiye L.A. Confidential ve Christopher Nolan’ın kült filmi Memento’daki kusursuz oyunculuğuyla hatırlayacağımız İngiliz aktör Guy Pearce ve 1997 yapımı başyapıt Devil’s Advocate, en iyi kadın oyuncu seçildiği 2003 tarihli Monster ve 2015’te ekranı adeta ateşe veren Mad Max: Fury Road ile hafızalara kazınan Güney Afrikalı aktrist Charlize Theron yer alır.
Film, post apokaliptik bir dünyada hayatta kalan çok az insandan olan bir baba ve oğlunun evden ayrılıp hiçbir ulaşım aracı olmadan yürüyerek güneye inme çabalarını flashbackler ve ustaca sinematografik sahneler ile anlatır. Film için söylenecek şeylerden biri de kesinlikle bir underrated film olduğudur. Underrated önceki dosyalarımda da belirttiğim gibi hakettiği değeri alamayan, kıyıda köşede kalmış iyi filmlere verilen addır.
 

On The Road : 2012



On The Road, yönetmenliğini süt sayfalarda bahsettiğimiz The Motorcycle Diaries’ın da yönetmeni olan Meksikalı Walter Salles’in yaptığı otobiyografik yol filmidir. Başrollerde 2008 – 2012 arası rol aldığı Twilight serisi ile kariyerinde zirveye çıkan ancak 2004 yapımı Speak, 2009 yapımı Adventureland gibi çok başarılı filmlerde de rol alan genç aktirst Kristen Stewart, 2012 yapımı Byzantium ve 2007 yapımı biyografik müzisyen filmi Control’deki oyuncluklarıyla dikkat çeken genç İngiliz aktör Sam Riley ve 2004 yapımı Troy, 2005 yapımı Four Brothers ve 2010 yapımı ünlü bilimkurgu filmi Tron Legacy’den hatırlayacağımız genç oyuncu Garrett Hedlund yer alır.
Film, 1950’li ve 60’lı yıllar Amerika’sında başlarını Jack Kerouac, Allen Ginsberg ve William S. Burroughs’un çektiği ünlü şairlerin yaydığı Beat kuşağı  akımının 1957’de Kerouac tarafından yazılan en ünlü eseri On The Road’un beyazperde uyarlamasıdır. Roman bizzat Kerouac’ın otobiyografisidir ve filmde de farklı bir isimle kullanılmıştır. Filmin vizyona girdiği aldığı puanlar ve eleştiriler pek olumlu olmasa da günümüzde yaşayan beat kuşağı okuyucuları ve hayranlarının hayatında önemli yer eden bir film olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
 

Locke : 2013



Locke, yönetmenliğini daha çok senaristliğiyle ün salmış olan olan Steven Knight’ın ikinci uzun metrajlı filmidir. Knight’ın senaryosunu yazdığı yapıtlar arasında Cronenberg’in 2007’deki başyapıtı Eastern Promises, günümüzde Netflix’te fırtınalar estiren mafya dizisi Peaky Blinders, Tom Hardy’nin başrolünde yer aldığı bir başka ünlü dizi Taboo gibi yapıtlar vardır. Filmin başrolünde 2004 yapımı İngiliz suç filmi Layer Cake ile ün yapmaya başlayan ve sonrasında Guy Ricthie filmi Rocknrolla, Nolan’ın başyapıtı 2010 tarihli Inception ve 2012’de Nolan’ın Batman üçlemesinin son filmi Dark Knight Rises ile gönülleri fetheden ve son jenerasyonun en iyi oyuncularından biri olarak kabul edilen İngiliz aktör Tom Hardy tek başına yer alır.
Film, patronu olduğu tüm şirketini, birikimlerini ve ailesini gizli sevgilisinin şehir dışındaki doğumuna yetişmek için terkeden zengin iş adamı Ivan Locke’un arabasıyla yaptığı gece yolculuğu esnasında iş ortağı, karısı, oğlu ve sevgilisiyle yaptığı telefon konuşmalarını bize gösterir. Locke bir yol filmi olmasının yanı sıra aynı zamanda bir tek mekan filmidir ve sadece Locke’un arabasında geçer. Tom Hardy dışında oğlu, karısı, sevgilisi ve ortağının sadece seslerini duyarız. Onlara seslerini veren oyuncular da Olivia Colman, Ruth Wilson, Andrew Scott ve Tom Holland’dır.
 

Mad Max: Fury Road : 2015



Mad Max: Fury Road, 2015 yapımı eski Mad Max serisinin ünlü Avustralyalı yönetmeni George Miller’ın ilk seriyle bağlantısı olmadan çektiği 2015 yapımı aksiyon, macera ve yol filmidir. 6 dalda oscar kazanarak dikkatleri üzerine çeken filmin başrollerinde Tom Hardy, Charlize Theron, 2011’de başlayan yeni X-Men serisinde Hank – Beast karakterine hayat vermeye devam, 2013 yapımı olan ve oldukça olumlu eleştiriler alan romantik zombi filmi Warm Bodies ile de dikkatleri üzerine toplayan genç İngiliz aktör Nicholas Hoult, 2016 yapımı başyapıt gençlik filmi American Honey’deki performansıyla hatırlanan Riley Keough, Rosie Huntington Whiteley ve Zoe Krawitz yer  alır.
Film, distopik bir gecelekte acımasız bir yeraltı imparatorluğuna esir düşen Max’in imparator Furiosa’nın uygarlığına ihanet etmesiyle birlikte ona ordudan kaçmakta olduğu yolda eşlik etmesini ve başlarına gelen macera – aksiyon dolu olayları anlatır.
 

American Honey : 2016



American Honey, yönetmenliğini; katıldığı Cannes Film Festivali’nde daha önce jüri büyük ödülünü 3 kere kazanarak sesini duyurmuş olan ve bağımsız filmlerle dikkati çeken İngiliz kadın yönetmen Andrea Arnold üstlenmişti. Başrollerde bu film ile ilk uzun metrajlı filminde rol alarak oyunculuğa yeni adım atan genç aktrist Sasha Lane, Transformers üçlemesi, Disturbia, Eagle Eye ve Lars Von Trier’in çok tartışılan, aykırı sinemaya son dönemde damga vuran iki bölümlük serisi Nymphomaniac’da da rol alan Amerikalı aktör Shia LaBeouf, Mad Max: Fury Road, It Comes at Night ve 2017’nin iyi iş yapan suç filmi Logan Lucky’deki performansıyla hatırlanan genç aktrist Riley Keough yer alır.
 Film, çöplerden karton biriktirip satan ve kazandığıyla da küçük çocuklara bakıcılık yapan 18 yaşındaki genç kadın Star’ın bir gün alışveriş merkezinde bir minibüsten inen gençler ve başlarındaki genç Jake’e aşık olması ve gruba katılarak yaşadığı Oklahama’dan ayrılarak kendini, cinselliğini keşfetme yolculuğunu anlatır. Film Cannes’ta büyük jüri ödülünü almış, Altın Palmiye’ye de aday gösterilmiştir.