Bir Zamanlar... Hollywood'da Film Afişi

Bir Zamanlar... Hollywood'da Filmi Eleştirisi



Sinema dünyasında mevzubahis olduğundan beri dillerden düşmeyen hem yönetmeni hem de oyuncu kadrosu ile izleyiciler, eleştirmenler ve sinemacılar tarafından merakla, heyecanla, umutla beklenen film dünya prömiyerini 72. Cannes Film Festivali’nde yaptı. Hakkında İyisiyle kötüsüyle pek çok söz söylenen film 23 Ağustos Cuma vizyondaki yerini de aldı. Kendi fikirlerimi belirtmeden önce filmin, yönetmeni için ne anlama geldiğini okumak elbette güzel olacaktır.
 
Bu film Pulp Fiction’da yaptığıma en yakın olan filmim. Muhtemelen benim en kişisel filmim. Sanırım benim hafıza parçam gibi. Alfonso Cuarón’un Roma’sı vardı ve 1970’te Mexico şehrinde geçiyordu. Benim Los Angeles’ım var ve 1969’da geçiyor. Bu, benim. Bu, beni şekillendiren yıl. Altı yaşındaydım. Benim dünyam ve Los Angeles’a aşk mektubum.” 
 
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde hit bir dizide oynamış Rick Dalton ve dublörü Cliff Booth Hollywood’da yaşarmış. Rick; TV sektöründen uzaklaşıp film sektörüne geçmek istemektedir ancak yaşlarının ilerlemesi ikili için bir engel oluşturmaktadır.  Hikâye bu ya Hollywood dünyasının yeni gözdesi olan Sharon Tate; Rick’in komşusudur. Rick ve Cliff’in hayat hikâyesi bir yandan akarken Sharon Tate ile dört arkadaşının başına gelecek Charles Manson tarikatının olayları adım adım yaklaşmaktadır. 


 
Hikâyesi açısından bakıldığında ülkemiz insanına hitap etmeyeceği görülüyor. Uzak ve aslında çok öznel bir durum anlatılıyor. Anlatılan dönemi, o dönemde yaşayan insanlar ve olan olayları bilen bir izleyici istiyor film. Tarantino’nun diğer filmlerine nazaran farklı bir yapısının var olması izleyenlerde tatminsizlik oluşturabiliyor.  Sinema sektörünü ve bu sektörde yer alan insanların neler yaşadığını bilmek seyir zevkini arttırıyor. Pek çok filmde göndermelerin yer alması Tarantino’nun film kültürü birikimini gözler önüne seriyor. Filmleri bilenler izlerken gözlerde oluşan o tatlı tebessümden kendilerini alamıyorlar. Adeta hayatına etki etmiş filmlere ve ustalara ufak bir saygı duruşu sergiliyor. 69 dönemini iliklerimize kadar hissedebileceğimiz bir ortam oluşturulmuş. John Dexter, Jann K. Engel, Helena Holmes, Arianne Phillips sanat alanında harikalar yaratmışlar.  Tarantino’nun Soysuzlar Çetesi ve Kill Bill: Vol 1 filmlerinde de beraber çalıştığı Robert Richardson perdede dans eden görüntüler oluşturmuş. 
 
Oyuncularına baktığımızda Şampiyonlar Ligi olarak adlandırabileceğimiz bir kadro ile karşılaşıyoruz. Leonardo DiCaprio, Brad Pitt, Margot Robbie, Al Pacino gibi isimler yer alıyor.  Tatlı bir jest olarak eski rol arkadaşları Kurt Russell, Tim Roth, Michael Madson’a birer küçük rol verilmiş.


 
DiCaprio, komedi türünde de olağanüstü bir aktör olduğunu bu filmle birlikte kanıtladığını söyleyebiliriz. Pitt ile birlikle ekranda çok iyi duran ikili unutulmayan performans sergiliyor. Bu ikiliyi daha çok görmek istiyoruz. Filme ışık saçan, neşe veren kişi ise Margot Robbie, gülüşüyle içimizi dolduruyor. Gerçi ben ona biraz haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Karakterinin özelliklerini biraz daha fazla görmek isterdim. Pitt’in hayat verdiği Cliff karakteri sadık, samimi ve gerçek bir dostun neler yapabileceğini gösteriyor. 
 
Film aslında pek çok başka filme değiniyor. Fark ettiğim bir kaçını sıralamak isterim. Malta Şahini, Viva Zapata, 12 Kahraman Haydut, 2001: Uzay Yolu, Devlerin Aşkı, Zorro, Gizli İstila, Batman,  Kanlı Kurşun, Lancer, Billy Jack, Kanun Dışı, 7 Kiralık Silahşör, Romeo ve Juliet, Ucuz Roman, Soysuzlar Çetesi ve dahası filmin içine yedirilmiş bir şekilde bulunuyor.
 
Tarantino dendiğinde  kan, dehşet, vahşet gibi kelimeler canlanıyor gözümde. Bu filmde ise Tarantino kendini sona saklamış. Sakin başlayan, sakin devam eden, neredeyse duracak gibi olan ama ufak tefek olaylar ile dinamizm kattığı hikâye sonlara yaklaştığında demlenen bir çay hesabı enfes tadını ve rengini ortaya koyuyor. 
 
Eğer filme gidecekseniz filmin sonunu beklemeyi unutmayın, gerçekten sonunu. Her şey bitip siyah ekran üzerinde kayan isimlerin de sonunu bekleyin. Asla pişman olmayacaksınız. 165 dakikalık bir Hollywood hikâyesi ayağımıza geliyor. Sevgi ve barış içinde kalın.
 
İrem Zeynep Karakaya