Bir Yıldız Doğuyor Film Afişi

Bir Yıldız Doğuyor Filmi Eleştirisi


 

Uzun zamandır merakla beklediğim filmlerden biri olan A Star is Born dördüncü versiyonuyla vizyona girdi. Böylesine klişe haline gelmiş bir konuda gerek Bradley Cooper gerek Lady Gaga’ nın performansını gerçekten merak ediyordum. Üstelik filmin yönetmeni de Bradley Cooper ve bu onun ilk yönetmenlik deneyimi. A Star is Born’ nun ilk filmi 1937 yılında William A.Welmann tarafından yazılıp yönetildi. Ardından 1954 yılında Judy Garland‘ın  oynadığı ikinci versiyon geldi. Filmin efsane uyarlaması ise Barbara Streisand ile Kris Kristofferson  başrollerini üstlendiği 1976 yılında vizyona giren üçüncü versiyonu oldu.

Filmin konusu tam anlamıyla bir kurmaca gibi dursa da aslında 1923 yılında aşırı dozdan ölen sessiz sinema döneminin ünlü oyuncusu Wallace Reid’in yaşam öyküsünden alıntı olduğu söylenir. Filmimizin 2018 yılında tekrar beyaz perdeye taşınan versiyonuna gelince Jackson Maine (Bradley Cooper ) çok ünlü ve sevilen bir Country müzik yıldızıdır. Fakat bütün bu üne rağmen özel hayatında mutsuz ve huzursuzdur. Alkolik ve uyuşturucu madde bağımlısı da olan Maine, bir gece, konser çıkışında tesadüfen uğradığı bir ‘Drag Queen’ barında, ufak bir gösteri yapan Ally’le ( Lady Gaga ) tanışır. Ally’nin sesinden ve sahne performansından çok etkilenen Maine, onunla önce arkadaş ardından sevgili olur ve onun, davet ettiği kendi konserinde sahneye çıkmasını sağlar. Bu performans herkesin ilgisini çeker ve Ally giderek ünlenmeye başlar. Ama aynı esnada, kötü alışkanlıklarından vazgeçmeyen Maine’nin kariyeri de önemli bir düşüş yaşamaya başlar. Bu iki karakterin arasındaki denge değişimi, ilişkilerine de ciddi anlamda hasar verecektir.
 
Öncelikle hem filmin hem senaristi hem yönetmeni hemde başrolü olan Bradley Cooper’dan söz etmek istiyorum. Bradley, böylesine bilinen bir hikayeyi ilk yönetmenlik deneyimi olarak seçerek aslında büyük bir riske girmiş. Filmi izledikten sonra diyebilirim ki ilk deneyime göre oldukça başarılı bir eser ortaya çıkarmış. Bu deneyim ona belki de akademik bir ödül kazandırmayabilir ama iyi bir yönetmen sıfatı kazandırmıştır. Bradley Cooper’ın bu filmde ortaya koyduğu başarı öncelikle oyunculuğu sonra da müzisyenliğidir. Zaten iyi bir oyuncu olduğunu düşündüğüm için ortaya koyduğu performansına çok şaşırmadım. Fakat filmle beraber çok iyi bir müzisyen olduğunu görüyoruz. Filmin özünde müzisyenler ve müzik ön planda olduğu için bu yeteneği rolüne inanılmaz bir katkı sağlamış. Bu başarısı bence ödülsüz kalmamalı. Film, akademi ödüllerinde kesinlikle iddialı filmlerden biri olacaktır. Belki En İyi Film ya da En İyi Yönetmen adayı olmayabilir ama En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde şansının çok fazla olacağını  şimdiden söyleyebilirim.


Gelelim filmin diğer yıldızı olan Lady Gaga’ya…Gaga daha önce ucundan kıyısından sinemaya bulaşmış ve bazı filmlerde yan roller oynamış olsa da bu ilk gerçek başrolü oluyor. Açıkcası benim için genç  dünyanın en iyi müzisyenlerinden  birisi Lady Gaga. Onun içinde bulunduğu herhangi bir projede performansının kötü olacağını zaten beklemiyordum.  Bu filmde de oyunculuk olarak gereğini yapmış. Ortaya koyduğubaşarılı performans hem filmi yükseltmiş  hem de Bradley Cooper’ a bu anlamda ciddi bir destek vermiş. Filmde baştan sona olağanüstü bir Lady Gaga keyfi yaşıyorsunuz. Kuşkusuz her iki oyuncunun müzikal başarısı bu filmi  En İyi Film Müziği kategorisinde kesin aday yapacaktır.
Daha önce sadece sesiyle değil ama sıra dışı kıyafetleriyle, makyajıyla kısaca ‘imajıyla’ ikon olmuş bir yıldızı bu kadar sade, sahici bir rolde gercek muzisyen kimligi ile görmek, son derece keyifli oldu.
Ayrıca Bradley Cooper önemli yan roller ve kamera arkasındaki ekip içinde ince eleyip sık dokuyarak, yüksek bir çıta koymuş durumda… Başta eski toprak Sam Elliot olmak üzere bütün oyuncular görevlerini layığıyla yapıyorlar. Kamera arkasında ise büyük görüntü yönetmeni Matthew Libatique ve ekibi çok güzel açılar, kadrajlar yaratarak filmin akıcılığına ve görsel gücüne büyük bir katkıda bulunuyorlar.
 
Film boyunca müzikleri o kadar çok sevdim ki gördüğünüz gibi filmle ilgili cok fazla kritik yapmadım. Fakat dikkatimi çeken önemli bir ayrıntıyı da paylaşmak istiyorum. Film sanki ikiye bölünmüş gibiydi. Filmin ilk yarısında olaylar inanılmaz pozitif bir tempoda ilerliyor. İkinci yarıda ise tamamen Jackson Maine’nin alkol ve uyuşturucu ile beraber tükenişine tanık oluyoruz. Bu kısım o kadar depresif anlatılmış ki, Ally nin yükselişinden çok kocasının daha ne kadar dibi göreceğini beklemeye başlıyorsunuz.
 
Sonuç  olarak, son zamanlarda sıcak, samimi bir aşkın yaşandığı ama bunun hayatın tamamını toparlamak için yetersiz kaldığını hissettiren bir film izlemek isterseniz A Star is Born’u mutlaka izleyin derim. Hala edinmediniz ise filmden sonra mutlaka filmin soundtruck ‘ini satın alın derim.  İyi seyirler.
 
Sevgiyle Kalın...